Misak Dergisinin 334. sayısı çıktı
 FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi sekizinci yılına başlamıştır.

 

 

 

Misak Dergisinin 334. sayısı çıktı


FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi sekizinci yılına başlamıştır.

Ekonomik Yaptırımlar, Haydut Devlet ve Sanal Para Oyunları


Dünyayı kendi yönettiği bir süpermarket haline getirmeye gayret eden ABD, geçtiğimiz ay Türkiye’ye karşı ekonomik bir saldırı başlatmıştır. Türk Lirasının dolar ve euro karşısında hızla değer kaybettiğini gizlemek mümkün değildir. Siyasi ve iktisadi hadiseleri tahlil ederken sebeb, vesile ve sonuç ilişkilerinin dikkatle tahlil edilmesi zaruridir. ABD-Türkiye arasında yaşanan bu krizin sebebi nedir? ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, İsrail ziyareti sırasında Reuters Haber Ajansı’na verdiği röportajda “Türk hükümeti papaz Brunson’ı serbest bırakmamakla büyük hata yaptı. Eğer Türkiye, Brunson’u koşulsuz olarak serbest bırakırsa, bu kriz hemen sona erer” diyerek, yaşanan ekonomik saldırının sebebini ortaya koymuştur. Türkiye-ABD arasında yaşanan bu siyasi ve iktisadi krizin, değişik açılardan tahlil edilmesi gerekir.



 

Misak Dergisi 1990-1995 Yılları Arası Alfabetik Fihrist

Misak Dergisi 1996-2000 Yılları Arası Alfabetik Fihrist

Misak Dergisi 2001-2005 Yılları Arası Alfabetik Fihrist

Misak Dergisi 2006-2011 Yılları Arası Alfabetik Fihrist

Misak Dergisi 2012-2018 Yılları Arası Alfabetik Fihrist

Medeni Vahşet kitabının 9. baskısı yapıldı...


Medeni Vahşet; hevâlarını ilâh edinen, akıllarını putlaştıran ve keyiflerini kanun haline getiren müstekbirlerin dünya görüşlerini hem tahlil etmek, hem de reddetmek için kaleme alınan bir eserdir. Yazar Hüsnü Aktaş; kırk yıl önce, haftalık gazetelerde ve aylık dergilerde yayınlanan makalelerini "Medeni Vahşet" adını verdiği bu eserinde toplamıştır. Birinci baskısı ‘Düşünce Yayınları’ diğer baskıları da ‘Ölçü Yayınevi’ tarafından piyasaya sürülmüştür. 12 Eylül Askeri Darbesi’nden sonra müellif hakkında bu eserin beşinci baskısından dolayı Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nde dava açılmış, tutuklama kararı çıkarılmış ve ‘Mamak Askeri Cezaevi’ne konulmuştur. 1984-1985 yılları arasında tutuklu olarak yargılanmış ve mahkemenin verdiği zaman aşımı kararı ile tahliye edilmiştir. Türkiye’de ve Almanya’da korsan baskıları yapılan bu eserde yer alan makaleler, kırk yıl önce kaleme alınmıştır.


9. Baskısında geniş bir dizin eklenerek, lüks şamua kağıda yeniden düzenlenerek basıldı.

"İslami Hareketin Mahiyeti" kitabının 7. baskısı yapıldı

"Hidayete tabi olan, insanlara iyilikleri (ma’rûfu) emreden ve onları kötülüklerden (münkerden) alıkoymaya gayret eden müslümanların, hakikate uygun olan fiillerine ‘İslâmi Hareket’ denilir."

Kitabın yazarı yıllarca fıkhi konularda yapmış olduğu ilmi çalışmalarla kendisini bu sahanın uzmanı ve otoritesi olduğunu dünya Müslümanlarına kabul ettirmiş olan Yusuf Kerimoğlu hoca efendidir. Bu kitabı okuyan bir Müslüman kitabı bitirdikten sonra hangi gurubun İslami gurup olduğunu, hangi cemaatin İslami cemaat olduğunu, İslami cemaat olmanın şartları ve rükunları nelerdir? Eminim ki bu konularda çok rahat bir şekilde kendi kararını kendisi verebilecektir.


Sorulunca Söylenenler'in Genişletilmiş İkinci Baskısı Çıktı...

Son yıllarda bütün dünyada, insan hakları ve hukuk devleti gibi kavramların ön plâna çıktığını söylemek mümkündür. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’ne göre; kavmi, rengi, dili ve dini ne olursa olsun bütün insanlar kanun önünde birbirine eşittirler. Kanun önündeki eşitliğin sağlanması, insanların umumi ve hususi haklarının muhafazası için önemli bir unsurdur, fakat yeterli değildir. Çünkü kuvvet kullanma imtiyazına sahip olan devlet adamlarının, insanların haklarına aykırı olan hükümleri “kanun” hâline getirmeleri mümkündür. Totaliter ve otoriter keyfiyete haiz olan modern devletlerin, vatandaşlarına ‘esir muamelesi’ yaptıklarını gizlemenin de bir anlamı yoktur.

"Devlet ve Siyaset Üzerine Notlar" kitabının 3. baskısı yapıldı.

Kur’an-ı Kerim’de yer alan hukuki, içtimai, siyasi ve ahlaki hükümleri dikkate aldığımız zaman; islam dininin, Fransa’dan ithal edilen laiklik felsefesine göre yorumlanmasının mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Siyaset, yönetim tekniğiyle ilgili olan ve insanlığa hizmeti ifade eden bir kavramdır. Bir devletin kurulması ve sürekliliğinin sağlanması siyasetle mümkündür. Kısaca siyaset; ülke, devlet ve insan yönetimidir. Bazı islâm alimleri, ‘insanları hidayete ve hayra ulaştırmak, onları fesaddan kurtarabilmek için, takip edilmesi gereken en güzel yola siyaset denilir’ tarifini esas almışlardır. Hanefi fukahasından ibn-i Abidin: “siyaset; halkı dünyada ve ahirette kurtulacakları yola irşad etmekle, onların salâh ve menfaatleri için çalışmaktır” tarifini yapmış ve bahsin devamında şöyle demiştir: “Siyaset ağır bir şeriat olup iki nevidir. Siyaset-i zalime; halkın haklarına zıt olan siyasettir ki, şeriat bunu haram kılmıştır. Siyaset-i adile; halkın haklarını zalimlerin elinden kurtaran, zulüm ve fenalıkları defeden, fitne ve fesad ehlini meneden siyasettir ki şeriattan sayılır.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ABD'yi uyardı; ‘Yeni müttefikler aramaya başlayacağız'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, New York Times gazetesi için İngilizce kaleme aldığı “Türkiye, ABD ile Krizi Nasıl Görüyor?” başlıklı makalede, iki ülke arasında son yıllarda yaşanan gerginliğin sebeplerini ve bunun neleri beraberinde getirebileceğini ifade etti. Erdoğan yazısına şu ifadelerle son verdi: “Kötülüğün dünyanın her yerinde pusuya yattığı bir dönemde, uzun zamandır müttefikimiz olan ABD’nin Türkiye’ye karşı attığı tek taraflı adımlar sadece ABD’nin çıkarlarına ve güvenliğine zarar verir. Çok geç olmadan, Washington ilişkilerimizin asimetrik olabileceği yanlış düşüncesini bir kenara bırakmalı ve Türkiye’nin alternatiflere sahip olduğunu kabul etmelidir. Bu tek taraflılık ve saygısızlık trendini tersine çeviremezlerse yeni dost ve müttefikler aramaya başlayacağız.”


 
ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Türkiye'yi Tehdit Etti; “Brunson özgür kalana kadar Türkiye'ye önemli yaptırımları uygulayacağız”

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, dini özgürlüklerle ilgili bir konferansta yaptığı açıklamada, Papaz Brunson’ın “masum” olduğunu ve kendisine yöneltilen suçlamalarda “inandırıcı bir delil” olmadığını söyledi. Din ve inanç özgürlüğü ile ilgili yaptığı konuşma sırasında Pastör Andrew Brunson’ın anılmadan geçilmemesi gerektiğini kaydeden Pence, Türk yetkililerin darbe girişiminin ardından on binlerce gazeteci, aktivist, hakim, ordu mensubu ve öğretmeni tutukladığını söyledi ve Andrew Brunson’ın da bu çerçevede 2016 yılında tutuklandığını belirtti. Pastör Brunson’ın ev hapsine konulmasının önemli bir adım olduğu ancak yeterli olmadığını söyleyen Mike Pence, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye hükümetine Amerika Birleşik Devletleri Başkanı adına bir mesajım var. Pastör Andrew Brunson’ı şimdi serbest bırakın ya da sonuçlarına katlanmaya hazırlanın. Türkiye’ye önemli yaptırımları uygulayacağız.” 


 
Anadolu Platformu ve İslâm Birliği

Anadolu Platformu tarafından Afyon- Sandıklı’da gerçekleştirilen 13. buluşmanın başlığı ‘İslâm Dünyası Birliktelik Modeli ve Gelecek Perspektifi’ olarak belirlenmişti. Bu hayırlı toplantının neticesinde yayınlanan bildiride, dikkatle tahlil edilmesi gereken tesbitlere yer verildi. Sonuç bildirisini aynen yayınlıyoruz.:  “İslâm dünyası neresidir? ve “İslâm dünyası diye bir yer var mıdır?” sorusu için; İslâm Dünyası, yaratılışın vücut bulduğu yerdir, diyoruz. İslâm, bütün âleme geldiğine göre bütün alem de İslâm alemidir. Bizler, ufkumuzu buna göre geniş tutmak zorundayız. Vasat ümmet olmamız, özelde Müslümanların, genelde insanlığın meselelerine bigane kalmamayı; yeryüzünde adaleti, hürriyeti ve merhameti ikame etmek için hilafet misyonunu omuzlamayı gerektirir. İslâm Dünyası’nın sorunlarının kriz haline dönüşmesi henüz ve hala bütünleşmemiş olmamızdan kaynaklanmaktadır. Birliktelik yolunda İslâm dünyasının adım adım mesafe katetmesi gerekir.  


 
Sekülerizmin Aileye Zararları...

Seküler/modernist algıların en çok vurduğu alanlardan birisidir aile hayatı. Bugün itibarı ile boşanmalarda  artışın gözlendiği  bir zamanda, boşanma sebeplerinin kahir ekseriyeti dünyevi isteklerin yerine getirilememesi veya  nefsin tatminsizliğidir. Seküler/modernist algı İslâmî aile yapısıyla  ve hatta geleneksel aile yapısıyla adeta bir savaş içerisindedir. Söylemlerini “kadın özgürlüğü”,  “kadın hakları”, “kadına eşitlik” gibi  caf caflı sözler üzerine  geliştirdiklerinden  çoğu zaman farkına varılması zorlaşmaktadır, zira kulağa hoş gelmektedir. Maddi imkânların çokluğu da dizginlenemeyen istekleri  ardı sıra getirdi.Çocukların eğitim algısı Batı kültürüne  teslim edildi. Maddi, dünyaya dair  ihtiyaç listesinin kabarık olması çocuk sayısının  azda kalması  kadın erkek çalışıp para kazanması  demek anlamına geldi...  Özde İslâm’ın kendisi değil fakat çağdaş İslâmî algılama, modernliğin yıkıcı tahribatından büyük ölçüde etkilendi. İslâm dünyası; hızla, seküler kuşatmayı içselleştiriyor.

Muhkem Farz Olan Tesettürün Hikmeti ve Maksadı

Peygamberimiz Efendimiz (sav) döneminden itibaren, mü'min kadınların kıyafeti (Tesettür-cilbab) konusunda hiçbir ihtilâf olmamıştır. Allahû Zülcelâl, namaz, oruç gibi ibadetleri farz kıldığı gibi, örtünmeyi de farz kılmış; Peygamberimiz Efendimiz de örtünmenin şekil ve sınırlarını belirlemiştir. Unutmayalım ki tesettürün farziyeti şu muhkem âyet ile heber verilmiştir: “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle de cilbablarını üzerlerine sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (En Nur Sêresi:31) Bu Âyet-i Kerime'nin zahiri, hicabın mükellef olan müslüman, hür ve baliğ olan bütün kadınlara farz olduğunu ifede etmektedir. Dolayısıyla kâfir olan kadınlara hicabın farz olduğu söylenemez. Çünkü onlar İslâm’ın fer’i hükümleri ile mükellef tutulmamışlardır. Üstelik bize onları kendi başlarına bırakmamız emredilmiştir. Buna mukabil mü'min kadınlar için hicab (tesettür) muhkem bir fazdır. Bu fiilde, Allahû Teâla'nın (cc) emrine teslimiyet ön plândadır.

Maslahat ve Mefsedetin Tesbiti

Kur’ân-ı Kerim’de, maslahatın müradifi olarak hasenât (iyilikler/güzellikler) kavramı kullanılmıştır.  Usul alimlerinden İmam-ı Şâtıbî, ilahi tekliflerin sebebini ve hikmetini izah ederken, şu tesbitte bulunmuştur: ‘Dînî hükümlerin konulmuş olmasının sebebi ve hikmeti, insanların dünya ve âhiret hayatıyla ilgili maslahatlarının teminine vesile olmaktır.’  Kur’ân ve Sünnet’te yer alan nassların maksadını tahlil eden her insanın; hukuki keyfiyete haiz olan ahkamın maslahata dayandığını ve mefsedetin izalesi için konulduğunu tesbit edebilir. İmam-ı Gazali (rh.a) maslahatın değerini izah ederken şu tesbitte bulunmuştur: “Bizim maslahattan kasdımız, şeriatın maksadıyla sınırlıdır. İnsanoğlunun can, mal, nesil, akıl ve din emniyetlerinin muhafaza edilmesi farzdır. Bu beş şeyin korunmasına vesile olan her şey maslattır.  Bunların zâyi olmasına sebeb olan şeyler de mefsedet hükmündedir. Mefsedetin izalesi de maslahattır.”


 

 
Ölünce de Birbirimizi Görür müyüz?

İslâm âlimleri, beden ile ruhun münasebetini dikkate almış ve buna göre insanın üç hayatının olduğunu belirtmişlerdir. Birincisi: Dünya hayatıdır. Beden ile ruhun bir arada bulunduğu döneme, dünya hayatı denilir. İkincisi: Berzah hayatıdır. Dünya hayatından sonra ve âhiretten önce, beden ile ruh birbirinden ayrıdır. Buna “Âlem-i Berzâh” denilir.Üçüncüsü: Âhiret hayatıdır. Ölen bir kimse; ister kabre defnedilsin, ister ateşte yakılıp külleri savrulsun, ister denizde boğulsun, onun için kabir hayatı (berzah alemi) başlamıştır. Allahü Teâlâ’nın (cc) berzah alemine mahsus kıldığı kanunları vardır. Ruhun bedenden sonraki hayatını ve orada kişinin neler hissettiğini, nelerle karşılaşacağını normal duyularıyla hissedip bilemez.


 

 

Müslümanların Küfrü Tercih Edenlerle Velâyet Bağları Kesilmiştir

Yeryüzünde Müslümanların kardeşlikleri, dostlukları ve velâyetleri imana dayanır. İman ile küfür kavramları birbirinin zıddı olan bir keyfiyeti  ifade ettiği  gibi, velâyet ile berâet  kavramları da birbirinin zıddı olan keyfiyetleri ifade eder. Arapça olan velâ terimi “Bir şeyi meydana getirmek veya iki şey arasında kendilerinden olmayanın bulunmaması, sahip, sevgi, dostluk ve yardımlaşma” gibi manalara gelir.  İmam Seyyid Şerif Cürcâni “Kitâbu’t Ta’rifat” isimli eserinde  “veli terimini”  şöyle izah etmiştir:”Veli, fâil vezninde olup, fâil anlamındadır. Araya isyan girmeksizin taata devam eden kimseyi ifade eder.”  Velâyet kavramı ile birlikte ele alınması gereken diğer bir kavram da berâettir. Berâe  kelimesinin lûgat manası” ilgi ve alakanın kesilmesi veya  daha mevcut olan münasebetin sona ermesidir. Mü’minler ile müşrikler arasındaki münasebetlerin kesildiğini haber veren Tevbe Sûresi’nin, diğer bir ismi de ‘Berâe Suresi’dir.


 
Şer'î Delillerin Kısımları I. Kur'ân-ı Kerîm

Ehl-i sünnet ve’l cemaat’in müctehid imamları; İslâm Fıkhı’nın dünyaya ve âhirete müteveccih  olan bütün hükümlerin dört kaynaktan elde edileceği konusunda ittifak etmişlerdir. Bunlar sırasıyla Kur’an-ı Kerim, Peygamberimiz’in Sünneti, İcma-i Ümmet ve Kıyas-ı Fukaha’dır. Bunlara  ‘Edille-i Şer’iyye’ denildiği gibi ‘Asli Deliller’ de denilir. Bunların dışında bazı deliller  daha vardır ki, asli delillerde hükmü bulunmayan meselelerin istinbat yoluyla çözülmesine vesile olurlar. Bunlara fer’i deliller veya müzhir olan deliller adı verilir. Ali Hıbrî Efendi’nin, usul ilimlerini konu alan  “Minhâcü’l-Muhammedî” isimli eserin girişinde yer alan ve şer’i delillerin kısımlarını konu alan bölümünün tercümesini sunuyoruz. Önümüzdeki sayılarda da devam edecek bu yazı serimiz, usul kousunda zihinlere takılan bazı şüphelerin giderilmesine vesile olabilir.